Kayıtlar

Yoksulluğun Gölgesinde Çocuk Kalmak: Mecid Mecidi'nin Cennetin Çocukları Filmini Kent Yoksulluğu Bağlamında Yeniden Okumak

Resim
Baran, Söğüt Ağacı, Cennetin Rengi gibi sayısız başarılı filme imza atan İranlı yönetmen Mecid Mecidi 'nin 1997 yapımı filmi olan Cennetin Çocukları , hem işlediği konunun doğal yansımaları anlamında hem de gerçekliğin sertliğiyle çocuk dünyasının masumiyeti arasındaki yumuşamaya çevirdiği özgün bakışıyla  sinema çevrelerince bir başyapıt olarak kabul edilir.  Filmin odağında, kent yoksulluğunun hakim olduğu bir çevrede ve ailede büyüyen iki kardeşin gözünden; dünyanın yoksulluğun, yaşamın ve sınıf farkının bir çift ayakkabı üzerinden sorgulanması yer almaktadır. İlk sekans oldukça eskimiş bir çift kız çocuğu ayakkabısının tamiriyle başlar. Çoktan atılması gereken ayakkabının tamir edilmeye çalışılması şeklinde yapılan giriş manidardır. Ali, kardeşi Zehra'nın tamir ettirdiği ayakkabısını alıp manava uğrar. Ailenin durumunu bilen manav, Ali'yi fiyatı düşük olan döküntü patateslere yönlendirir. Burada yoksulluğun kendi içinde dahi sınıflara bölündüğünü görürüz. Kör bir h...

Sevda Günleri 10 - Hâlleşmek

Resim
Hâlleşmek Üzerine  1. nesnesiz, -le Karşılıklı dertlerini anlatmak, dertleşmek. 2. nesnesiz, -le, mecaz Bir şeyle yakından ilgilenmek Hâlleşmek sözcüğü TDK'de iki farklı anlamıyla yer almış. Sözcükler hayatlarımızdaki karşılıklarıyla beraber yaşıyorlar, karşılıklarını kaybettikçe anlamlarını da yitiriyorlar. Bunu neden mi söylüyorum? İki anlamı var hâlleşmek sözcüğünün, peki bu anlamlar ne kadar yer tutuyor hayatımızda? Söz gelimi en son ne zaman biriyle dertleşebildik? Kalbinden şüphe etmeden içimizi açabildik mi karşımızdakine? Bir çiçeğin güzelliğini seyredecek kadar yavaşlayabildik mi? Hızına yetişemediğimiz çağ mı yoksa kendimiz mi? Hâlleşmek sözcüğünün bende farklı bir yeri var. Orta Anadolu'da yükü paylaşmak anlamında kullanırız. Bir kişinin taşıdığı yükün iki kişilik olduğuna kanaat ettiğimizde "Tek başına taşınmaz, hâlleşelim!" deriz. Hatta kızarız karşımızdakine. O çuval/kova/eşya  tek başına taşınır mı hiç? Niye beni çağırmıyorsun ya...

Sevda Günleri 9 - Ankara'da Bir Yıl ya da Görünmez Kaza

Resim
Yeni sevda günlerinden merhaba, Ankara'da geçirdiğim üç gün bir asır kadar uzun geldi desem abartı mı olur? Ya da Ankara'ya her gidişimde ondan daha uzak düştüğümü, küçük bir bozkır köyünden geldiğim hâlde gelişmiş bir taşra şehrine, üstelik başkent olmasına rağmen içten içe burun kıvırmak aşağılık kompleksi belirtisi mi acaba? Neyse ne bir yıl boyunca Ankara'da neler yaşarım bilmiyorum ama her şeyden şikâyet etmenin bir manası yok. Kervan yolda düzülür, der arkadaşım. Hakkı var. Yine de belirtmeliyim ki Ankara başkent olmasaydı milyon sene gelişmezdi. Bu da ne bir hava alanına ne de hızlı trene sahip biz küçük şehir insanlarının tesellisi olsun. Bizim memleketten tren geçmemesinin hâlâ kalbimi kırdığını da ayrıca belirtmeliyim. Belki raylarda, kara trende ya da bizim ilçeye düşen istasyonda bir çocukluk hatıram olurdu. İnsanın hatıralarına sığınamayacağı bir coğrafyanın izleğinde yitip gitmesi de ayrı trajedi. Sanki başka derdimiz yokmuş gibi biraz da buna üzül...

Sevda Günleri 8 - Sığacak Yer Ararken

Resim
Sevda günlerinden yeniden merhaba. Bir şeyler söylemek zorunda hissettim hep. Bir şeyleri savunmam ya da bir şeylere karşı durmam gerekiyormuş gibi. Bana bu kadar önemli olduğumu düşündüren neydi acaba? Çok da önemli biri olmadığımı fark ettiğim günden beri daha az konuşuyor, daha az şeyi savunuyor ya da daha az şeye karşı duruyorum. Bunun bir tür vazgeçiş, çekilme ya da sinme olduğu düşünülebilir ancak dünyayı kurtarmak şöyle dursun, kendi dünyamı kurtarmanın bile ne denli zor olduğunu öğrendim zamanla. Her şey ve herkes adına ne kadar üzgün olduğumu biliyorum sadece. Gerçeklik son derece sert ve acı. Yoksulluk, ihmaller sonucu yaşanan acı ölümler, tecavüz, cinayet, pedofili, şiddet, savaş, katledilen siviller ve çocuklar, açlık, haksızlık, emek sömürüsü gibi türlü kötülüğün ve acının olduğu bir dünyada; üzerine gelir eşitsizliği, adaletsizlik, pahalılık, engelli bireylerin yaşadığı zorluklar, emekli maaşı, birbirini öldüren lise öğrencileri, katledilen öğretmen, kadın, ço...

Sevda Günleri 7 - Dünyaya İnanma Eğrisi

Resim
Dünyaya inansaydım sana da yazardım şiir Kaç zamandır sevda günlerine dair tek satır yazamadım. Şimdi de düşünüyor, birtakım kelimeler karalıyor ve siliyorum. Anlatacak şeyler çoğaldığında insan anlatmaktan vazgeçiyor sanırım. Fazla kelime, az yaşanmışlığa tekabül ediyor benim zihnimde. Belki bu kadar az şey yaşamaktır, anlatma isteğimin kaynağı.  Artık yazmasam olmazdı ama. Yeniden başladığım hayatımın en normal günlerinde olacak iş miydi bu? Yan köydeki altın madeni yüzünden dört beş köyle birlikte ortadan kaldırılması planlanan köyümüzden bahsediyorum. Ama biz kaldırılıp başka bir yere monte edilecek boyutlarda değiliz ki! Aklıma mezar geldi önce, sonra hatıralarımız. Demek bizi yok etmeyi planlıyorlardı. Hatırayı yok etmek, insanı yok etmekti. Bir an aklıma yaşlılık günlerimiz geldi. Yaşlanacak kadar ömrüm varsa eğer ve bir gün evlenip çocuğum, torunlarım olursa onlara gözlerim yaşlı bir hâlde, köyümüzün altın madeni için nasıl yok edildiğini anlatırken tamam babaan...

Sevda Günleri 6 - Tuhaf ama öyle

Resim
Dün, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni'ni izledim. Bugün de Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri'ni. İki filmde de kendime ait parçalar buldum. Hayır bir filmde, bir kitapta da kendine ait bilmem neler bulma be kızım!  Uzun zaman sonra üst üste film izlemeye başlamamı pek hayra yoramıyorum. İçimdekilerin ve dışımdakilerin yüküyle baş edemediğimde filmlere sığındığım zamanlar geliyor aklıma. Mazisi yok pek, en fazla üç yılı vardır. Bizim köyde wifi altyapısı olmadığı için evlere internet çok geç geldi, bizim buralara geç gelen her şey gibi... İzlemek istediğim hiçbir filmi izleyemiyor, gönlümce sosyal medya kullanamıyordum. İlk zamanlar bu wifi durumu beni çok mutlu ediyordu ancak zamanla film izlemekten sıkıldım. Günde iki film izlediğimi düşünürsek sıkılmam gayet normaldi. Şu an üst üste film izleme hâlim de bir tür sığınma ve savunma şekli sanırım. Neyden sığınıyorum, kötü ruhlardan ve şeytanlaşmış insanlardan mı? Hayır, üst üste güzel şeyler yaşıyor olmaktan. ...

Sevda Günleri 5 - Şirinleri Görmek İçin

Resim
SEVDA GÜNLERİ 5 - Şirinleri Görmek İçin İlk kitabımla ilgili geri dönüşlerden bahsetmek istiyorum biraz. Dünyada dikili bir ağacım var hissi gerçekten güzel bir hismiş. Tabii köydeki yakınlarım hâlâ kitapla zengin olacağımı düşünüyorlar. -ne kadar da güzel kapaklı bi kitap, keşke benim olsa- Kitapla zengin olmak demişken, aklıma Zülfü Livaneli'nin son çıkan kitabı geldi. Çıkar çıkmaz kaç baskı gördü acaba? Google amcaya bi soralım, yapay zekayla sohbet etmeye niyetim yok. " Türk edebiyatının önemli kalemlerinden  Zülfü Livaneli , üç yıl aradan sonra kaleme aldığı yeni romanı ' Bekle Beni'  ile büyük bir ilgiyle karşılaştı. Can Yayınları’ndan yayımlanan roman, ilk ayını doldurmadan 3. baskıya girerek toplamda 400 bin adetlik baskı sayısına ulaşmayı başardı. 23 Eylül 2025'te raflarda yerini alan 'Bekle Beni', yayımlandığı ilk hafta ikinci baskısını yaparak 250 bin adet satış rakamına ulaşmış, bu başarısını kısa süre içinde üçüncü baskı...