Sevda Günleri 7 - Dünyaya İnanma Eğrisi
Dünyaya inansaydım sana da yazardım şiir
Kaç zamandır sevda günlerine dair tek satır yazamadım. Şimdi de düşünüyor, birtakım kelimeler karalıyor ve siliyorum. Anlatacak şeyler çoğaldığında insan anlatmaktan vazgeçiyor sanırım. Fazla kelime, az yaşanmışlığa tekabül ediyor benim zihnimde. Belki bu kadar az şey yaşamaktır, anlatma isteğimin kaynağı.
Artık yazmasam olmazdı ama. Yeniden başladığım hayatımın en normal günlerinde olacak iş miydi bu? Yan köydeki altın madeni yüzünden dört beş köyle birlikte ortadan kaldırılması planlanan köyümüzden bahsediyorum. Ama biz kaldırılıp başka bir yere monte edilecek boyutlarda değiliz ki! Aklıma mezar geldi önce, sonra hatıralarımız. Demek bizi yok etmeyi planlıyorlardı. Hatırayı yok etmek, insanı yok etmekti. Bir an aklıma yaşlılık günlerimiz geldi. Yaşlanacak kadar ömrüm varsa eğer ve bir gün evlenip çocuğum, torunlarım olursa onlara gözlerim yaşlı bir hâlde, köyümüzün altın madeni için nasıl yok edildiğini anlatırken tamam babaanne bunu kırk kere anlattın sözlerini mi işitecektim? Demek bize yeni evler yapılacaktı. Hepsi birbirine benzeyen, hatırasız evler. Tüm bunlara isyan edip duruyor, hem köyde hem okulda birilerine dert yanıyordum. Sanki muhatabım onlarmış gibi. Köyümüzü taşımayın ne olur, bakın bizim hatıralarımız var, mezarlarımız var, sonra sonra, çoğu insan yeni yaptırdı evini. Çoğu hayvancılıkla, tarımla geçinen insanlar bunlar. Yani yazık, yazık değil mi bunca emeğe, insana! İnsandan daha mı kıymetli!
Söylediklerime kendim de inanmıyordum esasen. Yapacak hiçbir şey olmadığının da farkındaydım. O lanet madenin yok olması için dua ettim Tanrı'ya. Artık altından nefret ediyordum.
Hâlâ bir mucize olacağına inanıyorum. Bir şeylere inanmam gerek çünkü. Yeni kitaplar almıştım oysa, âh bilseydim o yazın köye gelen MTA mühendislerinin asıl niyetini! Onlar da devlet çalışanı sonuçta, ben de halktan bir halkım, bizi ciddiye alacakları neyimiz var?
Yeni kitaplar almıştım oysa, merak ettiğim öyküler, şiirler var içlerinde. Unutmak istiyorum o lanet madeni. Altın buldukları dağlarda aylar önce gördüğüm kabusu unutmak istiyorum. Dünyaya inanmıyorum oysa. Hayatın nasıl bir rüya olduğunu henüz kavrayamasam da uyandığımda çok şükür bitti dediğim kabustan daha kötü burası.
Bir gün öleceğimiz bilgisine en dindar zamanlarımda korkuyla yaklaşırken, şimdi bu kadar uzak kalmışken bir zamanlar inandığım her şeyden, yine de bir gün öleceğimizi bilmek, içimde tarifsiz bir özgürlük ve huzur hissi uyandırıyor. Alın başınıza çalın dünyanızı! Gökyüzünü satabilselerdi... Yine de kesmezdim ümidimi, içimdeki gökyüzüne hiçbir zaman sahip olamayacaklarını biliyordum çünkü. Ben de sahip değilim oraya, iyi ki de değilim. İnsan kardeşim, nereye sahip olsa mahvetmeden bırakmıyor!
Hayatımın her anlamda değiştiği, tuhaf bir senenin içindeyim. Otuz bir yaşına inanmıyor ve saygı duymuyorum. Dile yakışan en güzel yaşlar yirmiler ve kırklardır. Otuz son derece kaba bir ifade şeklidir, bilmeyen biri duysa küfür zannedebilir.
Kurumdan, evdeki işlerden ve meşguliyetlerden artan vaktimi Altro için harcıyorum. Bir gün köyümüz gerçekten yıkılırsa dönecek bir evim olsun diye belki de.
Son olarak, mutlu görünen ailelerin perde arkasındaki mutsuzlukları umurumda bile değil. Hiçbir perdeyle işi olmayan yalnızlık kadar ağır olduklarını sanmıyorum. Bu da benim ön yargım ve bencilliğim olsun. Görünürde sıradan bir hayatın basit günlerine özlem duymama sebep olduğu için bu hayatı affetmiyorum. (Hayatın da çok umurunda)
Belki bir gün bir kitap da benimle başlar, ben yazmadığım hâlde.
Yorumlar
Yorum Gönder